
Türkiye siyaseti, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı süreciyle yeni bir döneme girdi. Bu durum, muhalefet üzerinde bir baskı unsuru olarak mı değerlendirilmeli? Siyasi arenada yankı uyandıran bu gelişmeler, akıllara “muhalefeti dizayn etme” çabalarını getiriyor.
SİYASİ ARENADA YENİ DÖNEMİN İŞARETLERİ
Türkiye’de yaşanan olaylar, siyasi arenada yeni bir dönemin işaretlerini veriyor. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un Anayasa değişikliği söylemleri ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin terörist başına yönelik açıklamaları, bu sürecin önemli kilometre taşları oldu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Melih Gökçek hakkındaki yolsuzluk dosyalarının savcılıkta işleme alınmamasına yönelik eleştirileri ise, adaletin siyasi çıkarlara alet edildiği iddialarını gündeme taşıdı.
İSTANBUL’DA NELER OLUYOR?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı süreci, “siyasi dizayn” iddialarını daha da güçlendiriyor. Sayın Bahçeli’nin Öcalan’a yönelik çağrısı ve ardından gelen kayyum atamaları, yaşanacakların ilk sinyallerini vermişti. Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın tutuklanması ve gazetecilere yönelik yargı süreçleri de bu tabloyu tamamlar nitelikte.
YARGI SİYASETİN MAŞASI MI?
Elbette yargı, üzerine düşen görevi yapmalı ve yolsuzluk iddialarını titizlikle araştırmalı. Ancak burada önemli olan, yargının siyasetin maşası olmaması ve herkese eşit mesafede durmasıdır. Sayın Mansur Yavaş’ın açtığı dosyalara yönelik tahkikat başlatılmalı, MHP’den altın kaçakçılığı nedeniyle istifa eden vekiller hakkında gerekli işlemler yapılmalı ve borsadaki spekülasyon iddiaları da soruşturulmalıdır.
CHP’DE OLAĞANÜSTÜ KURULTAY KARARI
Yaşanan gelişmeler üzerine CHP’nin Olağanüstü Kurultay kararı alması, stratejik bir hamle olarak değerlendirilebilir. Bu karar, “şaibeli kurultay” olarak bilinen yargı sürecinin partiyi etkilemesini önlemeyi amaçlıyor. Aksi takdirde, CHP lideri Özgür Özel’in dediği gibi, Türkiye’nin en köklü muhalefet partisine kayyum atanması gibi bir durumla karşı karşıya kalınabilirdi.
VATANDAŞA JOP, TERÖRİSTE ÇİÇEK Mİ?
Siyaset dilinin önemi, özellikle kritik dönemlerde daha da artıyor. “Sokağa dökülün” çağrıları ve tehditler, gerginliği tırmandırmaktan başka bir işe yaramıyor. İtidalli olmak ve süreci takip etmek, en doğru yaklaşım olacaktır. Geçtiğimiz günlerde Yenikapı’da terör örgütü sempatizanlarının ellerinde terör paçavralarıyla dolaşmasına izin verilirken, Saraçhane’de elinde Türk bayrağı olanlara jopla müdahale edilmesi, kamuoyunda büyük tepkilere neden oldu.
BOZKURT İŞARETİNİN TARİHİNİ ÖĞRENİN
MHP’nin Bozkurt paylaşımı, bu süreçte dikkat çeken bir diğer nokta oldu. Gösteriye katılanların bozkurt işareti yapamaması eleştirilirken, aynı partinin geçmişte terörist başını “PKK’nın kurucu önderi” olarak nitelendirmesi ve bebek katiline “sayın” demesi unutulmamalıdır. Bozkurt işaretinin, bir partiye atfedilmiş bir sembol olmadığı ve Türk mitolojisinde önemli bir yere sahip olduğu da unutulmamalıdır.









