
Diyanet’te sürpriz atama: Geçen yıl görevden alınan Hüseyin Demirhan, Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü olarak geri döndü. Bu karar, hac vizesi tartışmaları ve artan denetim beklentilerini beraberinde getirdi.
ATAMANIN PERDE ARKASI: BİR YIL SONRA BOMBA ETKİSİ
Diyanet İşleri Başkanlığı, Hüseyin Demirhan’ın Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü olarak atanmasıyla sarsıldı. Demirhan, geçen yıl turistik vizelerle Suudi Arabistan’a giden hacı adayları hakkındaki tartışmaların ardından görevden alınmıştı. Yeni Başkan Safi Arpaguş’un bu kararı, “tecrübeye dönüş” olarak yorumlanırken, kamuoyunda şeffaflık, denetim ve liyakat ilkeleri sorgulanmaya başlandı. Atama dosyasının merkezinde iki önemli soru işareti var: Birincisi, vize düzenlemeleri ve hac organizasyonlarındaki uygulama farklılıkları; ikincisi ise, yıllardır sıra bekleyenlerin haklarını koruma iddiasıyla “usulsüz geçiş” olarak görülen uygulamalar arasındaki gerilim. Bu nedenle, yeni dönemin en önemli gerekliliği, açık kriterler, izlenebilir süreçler ve bağımsız denetim mekanizmalarının oluşturulması olacak.
HÜSEYİN DEMİRHAN: GEÇMİŞİ Mİ, GELECEĞİ Mİ TEMSİL EDİYOR?
Hüseyin Demirhan, hac ve umre organizasyonlarının karmaşık süreçlerinde uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Planlama, kontenjan yönetimi, saha koordinasyonu ve hacı güvenliği gibi konularda uzmanlığıyla tanınıyor. İdari çevrelerde, “risk alanlarını önceden tespit eden” bir yönetici olarak biliniyor. Daha önceki açıklamalarında, Ramazan ve Kurban sezonlarında artan uzun süreli konaklama ve “kamufle bekleme” uygulamalarına dikkat çekmiş, program dışı girişlerin kurumsal planlamayı olumsuz etkilediğini belirtmişti. Bu geri dönüş, yapısal sorunlara “dosyayı bilen” bir el tarafından çözüm bulunması beklentisini artırıyor. Ancak, tartışmalı bir figürün atanması, kurumsal uzlaşı ve iletişim yönetiminin önemini daha da artırıyor.
VİZE KRİZİ: KONTENJANLAR VE ‘KAÇAK HACILAR’
Hac ibadeti, Suudi Arabistan’ın kota sistemi ve Türkiye ile yapılan ikili protokoller çerçevesinde sıkı bir planlama gerektiriyor. Türkiye’den her yıl yüz binlerce başvuru arasından kura ile kontenjan tahsisi yapılıyor. “Sırada adalet” ilkesi, toplumdaki hassasiyetin merkezinde yer alıyor. Son yıllarda, turistik, ticari veya çalışma vizeleriyle ülkeye girip, hac döneminde Arafat ve diğer kutsal mekanlara katılmaya çalışan gruplar büyük tartışmalara yol açtı. Bu durumu destekleyenler, “bireysel sorumluluk” ve “fırsat bulma” argümanını savunurken, karşı çıkanlar ise, “yıllarca bekleyenlerin hakkının gasp edilmesi, güvenlik ve organizasyon sorunları” gerekçesini öne sürüyor. Demirhan’ın daha önceki açıklamaları, program dışı gelişlerin organizasyonun güvenliğini ve adaletini zedelediği yönündeydi. Şimdi aynı kişinin en yetkili pozisyona getirilmesi, bu hassas konuda daha net protokollerin oluşturulacağı beklentisini artırıyor.
ŞEFFAFLIK NEREDE? YENİ DÖNEMDE DENETİM NASIL OLACAK?
Atama sonrasında Diyanet kaynaklarında iki temel beklenti ortaya çıkıyor: Birincisi, usul ve esaslara uygunluk denetimi. Hac ve umre ödemeleri, otel ve lojistik sözleşmeleri, aracı acentelerle ilişkiler, özel kontenjanlar ve “VIP listeler” dahil tüm süreçlerin bağımsız iç denetim ve gerektiğinde Sayıştay benzeri dış denetimlere açılması. İkincisi ise, şeffaflık ve dijital izlenebilirlik. Kura, kontenjan dağılımı, iptal/iade işlemleri, sağlık ve acil durum yönetimi ile saha transferlerindeki tüm adımların e-Devlet ve Diyanet portalı üzerinden gerçek zamanlı ve denetlenebilir bir şekilde yönetilmesi. Bu iki adım, hem kamuoyunun güvenini artıracak hem de kurum içindeki riskleri azaltacaktır.







