Hamas’ın 7 Ekim saldırılarıyla başlayan süreçte Türkiye ve İsrail ilişkileri, askeri gerilimlerden diplomatik suçlamalara uzanan tarihi bir dönüşüm yaşadı.
7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği ve yaklaşık 1200 İsrail vatandaşının hayatını kaybettiği saldırıların üzerinden üç yıl geçti. Bu süreçte İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonlarında 73 bini aşkın Filistinli yaşamını yitirirken, çatışmalar 2025 ve 2026 yıllarında İran, Suriye ve Lübnan’ı da kapsayacak şekilde genişledi. Yaşanan şiddet sarmalı, bölgedeki dengeleri altüst ederek Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik bağlarda onarılması güç yaralar açtı.
DİPLOMATİK SAVAŞ VE SOYKIRIM SUÇLAMALARI
İsrail’in Gazze’deki sivil kayıpları artırması ve temel ihtiyaçların engellenmesi, Ankara’dan en sert tepkilerin yükselmesine neden oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail yönetimini soykırım yapmakla suçlaması ve Gazze’yi çağımızın en utanç verici toplama kampı olarak nitelendirmesi ilişkilerdeki gerilimi zirveye taşıdı. Türkiye, bu suçlamaları uluslararası arenaya taşıyarak Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davaya müdahil oldu. İsrail ise bu eleştirileri meşru müdafaa hakkı üzerinden reddederek Ankara’ya yönelik sert söylemlerini sürdürdü.
SURİYE SAHASINDA ASKERİ REKABET
2024 sonunda Esad rejiminin devrilmesiyle Suriye, iki ülke arasındaki çekişmenin yeni merkezi haline geldi. Türkiye’nin Suriye’deki geçici yönetimle kurduğu askeri iş birliği anlaşmaları ve bölgedeki askeri etkinliğini artırması, İsrail tarafından stratejik bir tehdit olarak algılandı. İsrail, Türk hava savunma sistemlerinin bölgeye yerleştirilmesini önlemek amacıyla Suriye’deki T4 ve Ebu Zuhur gibi stratejik noktaları hedef aldı. Bu süreçte İsrail yönetimi, Türkiye’nin askeri gücünü yeni bir İran tehdidi olarak tanımlayarak ABD nezdinde Ankara’ya F-35 gibi silah satışlarını engelleme girişimlerinde bulundu.
YENİ İTTİFAKLAR VE BÖLGESEL DENGE
Krizle birlikte her iki ülke de yeni müttefik arayışlarına girdi. İsrail; Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile savunma ve enerji alanında iş birliğini askeri boyuta taşıyarak ortak bir eylem planı oluşturdu. Türkiye ise Pakistan ve Suudi Arabistan ile Mekke İttifakı adıyla yeni bir savunma anlaşmasına imza attı. Bölgesel istikrarı hedefleyen bu ortaklık, Ankara’nın dış politikadaki bölgesel sahiplenme stratejisinin bir parçası olarak öne çıktı. Türkiye ayrıca, Hamas ile sürdürdüğü temaslar neticesinde 2025 yılındaki Gazze Barış Planı’nın dört ana garantöründen biri olma rolünü üstlendi.
Üç yıllık süreç sonunda, iki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca diplomatik bir kopuşla kalmayıp, Doğu Akdeniz’den Suriye’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada çok boyutlu stratejik bir rekabete dönüştü.

