21. Contemporary Istanbul, “Focus: Asia” bölümüyle Çin ve diğer Asya ülkelerinin modern sanat eserlerini İstanbul’da sanatseverlerle bir araya getirdi.
Sanat dünyasının kalbi 23-27 Eylül tarihlerinde İstanbul’da attı. 21. Contemporary Istanbul (CI21), dünyanın dört bir yanından sanatçı ve galerilere ev sahipliği yaparken bu yıl rotasını Asya’nın yükselen sanat ekosistemine çevirdi. Çin başta olmak üzere Japonya, Güney Kore, Vietnam ve Tayland gibi ülkelerin çağdaş yapıtları, fuarda geniş bir yankı uyandırdı.
ASYA SANATI İSTANBUL’DA YENİ BİR KÖPRÜ KURUYOR
Contemporary Istanbul’un kurucusu Ali Güreli, fuarın bu yılki ana hedeflerinden birinin Türk koleksiyonerleri ve galerileri daha önce keşfedilmemiş Asya sanat dünyasıyla tanıştırmak olduğunu vurguladı. Asya’nın sanat açısından devasa bir merkez haline geldiğini belirten Güreli, İstanbul’un farklı sanat ekosistemlerini buluşturan küresel bir platforma dönüştüğünü ifade etti. Güreli ayrıca, Çin ile Türkiye arasında sanatçı değişimi ve ortak sergiler gibi somut işbirliklerinin başladığını, gelecekte daha fazla Türk sanatçının Asya pazarlarında yer almasını hedeflediklerini dile getirdi.
KÜLTÜRLERARASI DİYALOG VE YUMUŞAK GÜÇ OLARAK SANAT
Fuara Hong Kong’dan katılan galerici Pearl Lam, farklı kuşaklardan ve coğrafyalardan sanatçıları İstanbul’da bir araya getirerek kültürel bir köprü oluşturduklarını söyledi. Lam, özellikle geleneksel el sanatlarını modern formlarla yeniden canlandırmayı amaçlayan eserlere dikkat çekti. Çinli sanatçıların lake işleme ve geleneksel motiflerle harmanlanmış animasyon gibi özgün çalışmaları, izleyicilere Çin felsefesini ve kültürünü yakından tanıma fırsatı sundu. Sanatın bir “yumuşak güç” ve iletişim aracı olduğunu belirten Lam, bu tür etkinliklerin önyargıları yıkarak farklı toplumlar arasında anlamlı bir bağ kurduğunu kaydetti.
Toplamda 16 farklı ülkeden 70’i aşkın galerinin katıldığı CI21, 700’den fazla sanatçının 1300’ü aşkın eserini sergiledi. Fuar, Asya ve Avrupa sanat çevreleri arasında yeni ortaklıkların kapısını aralarken, İstanbul’un sanat dünyasındaki stratejik konumunu bir kez daha pekiştirdi.

