
Suskunluk ihanettir! Ülkenin dört bir yanından yükselen ahlaki çöküş feryatları, savunmasızlara yönelen acımasızlıklar artık görmezden gelinemez. Bu vakalar, münferit olaylar olmaktan öte, kökleri derine inen bir sistemin çürümüşlüğünü yansıtmaktadır. Ne yazık ki, bu kokuşmuşluk en üst katmanlardan topluma yayılmış durumda.
Güven duygusu zedelendi, komşuluk ilişkileri sarsıldı. Toplum, öğretmenlere, din adamlarına, devlet görevlilerine duyduğu inancı kaybetti. Çünkü güç, ahlaki değerlerden yoksun olduğunda, adalet de körleşir. Her şeyin ölçüsü makam ve para olmuş durumda. Dürüstlük “enayilik”, haksızlığa karşı ses çıkarmak ise “provokasyon” olarak algılanıyor.
AHLAKİ ÇÖKÜŞÜN SORUMLULARI KİM?
Bu ahlaki erozyonun sorumlusu sadece suça bulaşan bireyler mi? Kesinlikle hayır. Suç, sadece işlendiğinde değil, aynı zamanda görmezden gelindiğinde de büyür. İktidar, uzun yıllardır “bizden olanlar yaparsa görmezden geliriz” anlayışıyla hareket etti. Yolsuzluklara göz yumdu, kayırmacılık yaptı, liyakati hiçe saydı. Sonuç olarak, ortaya vicdansız bir adalet sistemi, ruhsuz bir eğitim sistemi ve çarpık bir din anlayışı çıktı.
GELECEK NESİLLERE NE MİRAS BIRAKIYORUZ?
Çocuklarımıza hangi değerleri aşılıyoruz? Onlara doğruyu, iyiliği, adaleti mi öğretiyoruz, yoksa sadece “güçlüden yana olmayı” mı? Bugün dehşetle izlediğimiz haberler aslında bir neslin sessiz çığlığıdır. Her sustuğumuzda, her “aman karışmayalım” dediğimizde, bu çığlık daha da yükseldi.
SİSTEMİN ÇARPIKLIĞI VE TOPLUMSAL FESAT
Toplumun en derinlerinde tehlikeli bir fesat tohumu filizleniyor. Bu sadece bireysel ahlaksızlık değil, sistemin çarpıklığının doğal bir sonucu. Ve bu sistemin en tepesindeki yöneticiler, bu vebalin sorumluluğundan kaçamazlar. Çünkü bir yöneticinin en önemli görevi sadece yol yapmak değil, aynı zamanda o yolda yürüyen insanları da doğru yönde tutmaktır.
CAMİ MİNARELERİ ZULMÜ ÖRTEBİLİR Mİ?
Şimdi soruyorum: Hangi cami minaresi, içine gizlenen zulmü örtebilir? Hangi vaaz, mazlumun feryadını susturabilir? Bu ülke önce ahlakta, vicdanda ve adalette ayağa kalkmalıdır. Aksi takdirde, inşa ettiğimiz binalar, içine gömdüğümüz sessiz çığlıkların mezar taşları olacaktır. Artık suskun kalmak, bu çürümüşlüğe ortak olmaktır. Hesap verme zamanı gelmiştir.







