Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in enflasyon oranında zam sözüne rağmen, Ocak ayı için öngörülen yüzde 8-9’luk artış memurun geçim derdine derman olmuyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından dile getirilen, kamu çalışanları ve emekli maaşlarının en az enflasyon oranında artırılacağına dair açıklama, teoride alım gücünü koruma vaadi taşısa da pratik hayatta karşılık bulmakta zorlanıyor. Özellikle büyükşehirlerde yaşam mücadelesi veren, kira ödeyen ve çocuk okutan bir memur için kağıt üzerindeki matematiksel hesaplar, ay sonundaki gerçek harcamalarla örtüşmüyor. Bugünün ekonomik koşullarında memurun asıl sorunu, maaş artış oranından ziyade cebindeki paranın ne kadar süre yettiği haline geldi.
OCAK ZAMMI İÇİN TAHMİNLER ŞEKİLLENİYOR
2027 yılının ilk altı aylık dönemi için memur ve emeklilere uygulanacak yüzde 5’lik toplu sözleşme zammına, 2026’nın son yarısından gelecek enflasyon farkı ilave edilecek. Temmuz ve ağustos aylarında toplam enflasyonun yüzde 3,65 olarak gerçekleşmesi, ocak ayındaki nihai artışın sınırlarını çizmeye başladı. Yılın kalan dört ayındaki veriler belirleyici olacak olsa da mevcut projeksiyonlar, toplam maaş artışının yüzde 8 ile 9 bandında kalabileceğine işaret ediyor. Ancak bu oranların, temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışları karşısında çalışana nefes aldırıp aldırmayacağı büyük bir tartışma konusu.
BÜYÜKŞEHİRLERDE GEÇİNMEK HAYAL OLUYOR
Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde görev yapan kamu personeli için tablo çok daha ağır seyrediyor. Maaşlar ülke genelinde standart bir sistemle belirlenirken, barınma ve yaşam maliyetleri şehirden şehre büyük uçurumlar gösteriyor. Bir memur maaşının büyük bölümünü daha ayın başında kiraya teslim ederken, geri kalan kısıtlı bütçeyle çocuklarının eğitim masraflarını, faturaları ve mutfak giderlerini karşılamaya çalışıyor. Tek maaşlı ailelerde ise sosyal yaşam tamamen gündem dışı kalırken, temel harcamaların bile kredi kartı desteği olmadan karşılanması neredeyse imkansız hale geliyor.
Sonuç olarak memur kesimi için asıl mesele nominal zam oranları değil, reel alım gücünün ne kadar korunduğudur. Harcama sepetindeki temel kalemler maaş artışından daha hızlı yükseldiğinde, kağıt üzerindeki zamlar çalışanın sadece yerinde saymasına, hatta daha da geriye gitmesine neden oluyor. Kamu çalışanları artık sadece geçmiş kayıpların telafi edildiği bir rakam değil, ay sonunda cebinde nakit kalabildiği ve gelecek planı yapabildiği ekonomik bir düzen talep ediyor.

