Greenpeace Türkiye’nin paylaştığı video, Muğla’da termik santrallere karşı verilen 42 yıllık mücadelenin hazin tablosunu ve doğadaki büyük yıkımı ortaya koyuyor.
Muğla’nın kömürle imtihanı, 1980’li yıllardan bugüne uzanan bir çevre mücadelesine dönüştü. Greenpeace Türkiye tarafından COP31 öncesi yayımlanan görüntülerde, 1984 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın bölgeyi ziyaret ederek vadettiği refah dolu günlerin aksine, yöre halkının yaşadığı pişmanlık anlatılıyor. O dönem çocuk olan Hatice Çakır, yıllar sonra verdiği cevapla verilen sözlerin havada kaldığını ve köylerinin daha da geriye gittiğini vurguluyor.
TARIMSAL ÜRETİM VE DOĞA YOK OLUYOR
Santrallerin devreye girmesiyle birlikte bölgedeki zeytinlikler ve meyve ağaçları birer birer kurudu. Asırlık ağaçların yerini alan maden sahaları, tarımsal üretimi durma noktasına getirdi. Bölge sakinleri, geçmişte verimli olan topraklarında artık domates bile yetiştiremediklerini, dedelerinden miras kalan 200 yıllık zeytin ağaçlarının ise tamamen yok edildiğini ifade ediyor. Kömürün etkisiyle bahçelerin verimsizleştiği, armuttan incire kadar pek çok ağacın kuruduğu belirtiliyor.
Sadece bitki örtüsü değil, hayati öneme sahip su kaynakları da bu değişimden ağır darbe aldı. Kömür faaliyetleri nedeniyle kuyuları besleyen tatlı su damarları kesilirken, yeraltı sularına deniz suyu karışmaya başladı. Köylüler, tarımın yanı sıra günlük yaşamı da tehdit eden bu su krizinin bölgedeki ekolojik dengeyi tamamen bozduğunu dile getiriyor.
AKBELEN DİRENİŞİ VE GELECEK MÜCADELESİ
1980’lerde Ören’de başlayan santral karşıtı duruş, günümüzde Akbelen Ormanları’nda devam eden maden tartışmalarıyla sürüyor. İkizköy sakinleri, maden sahalarının yerleşim yerlerine kadar ilerlemesine karşı direnirken, zaman zaman haftalarca süren su kesintileriyle karşı karşıya kaldıklarını öne sürüyor. Yaşanan tüm baskılara rağmen yöre halkı, topraklarını ve yaşam alanlarını terk etmemekte kararlı olduklarını ifade ediyor.
Kendi elleriyle yetiştirdikleri zeytin ağaçlarının maddi bir değerle ölçülemeyeceğini belirten bölge sakinleri, toprağa olan bağlılıklarını her şeyin üzerinde tutuyor. Yıllarca emek vererek büyüttükleri ağaçların paradan daha kıymetli olduğunu vurgulayan köylüler, ekonomik beklentilerin ötesinde, sadece miras kalan topraklarında huzurlu bir yaşam sürmeyi arzuladıklarını belirtiyor.

